16 Ocak 2013 Çarşamba

Şili Örneğinde Demokrasi Macerası


ŞİLİ ÖRNEĞİNDE DEMOKRASİ MACERASI
Gözde Özer[1]
        Şili demokrasi tarihine bakacak olursak Halk Cephesi deneyimi ve Salvador Allende’nin parlamentoya girişi ile başlamak gerekir.[2] Şili cumhuriyet tarihinin de demokrasi tarihinde yeri olsa da bugün anladığımız şekliyle halk iradesine ve özgür seçimlere dayanan parlamenter rejimi o dönemlerde bulmak zordur.
        Şili, bilindiği gibi diğer Latin Amerika ülkeleri gibi İspanya boyunduruğundan sonra 1818’de  bağımsızlığını kazanmış bir ülkedir. Diego Portales önderliğinde cumhuriyet kurumlarını oluşturmayı başarmıştır. Nihayetinde ortaya 1833 Anayasası çıkmıştır. O dönemde otoriter bir başkanın sınırlarını çizdiği sınırlı bir demokrasi ortaya koyuldu. Bu mülkiyet ilişkilerine göre belirlenmiş aristokratik rejim, farklı burjuva fraksiyonlarını birleştirmiştir. 1871’e kadar 5 yılda bir halk seçimleri olmadan yenilenen başkanla  bu sistem devam etti. Başkan halefini kendi belirlediği için ve iki dönemden fazla başkan seçilemeyecekleri için her biri on yıllık hüküm sürdüler.
        1860-1870 yılları arasında Şili dünyanın en önemli bakır üreticisiydi. 1879-1883 Pasifik Savaşı’ndan sonra Peru ve Bolivya’nın da birtakım güherçile alanlarını topraklarına katarak kendine bi zenginlik daha eklemiş bulundu. Aynı şekilde kömür ve gümüşün ekonomideki etkisi de sözü edilebilir niteliktedir. Bu ekonomik zenginlikler siyasal istikrar için önemlidir.[3]
        19. yüzyılda kurumlar düzeyinde kimi reformlar da dikkat çekicidir. İlk medeni hukuk yasası 1855’te, din özgürlüğü 1865’te, başkanın ikinci kez seçilme hakkının iptali 1871’de, toplantı ve dernek kurma özgürlüğü yasası 1874’te, sınırlı seçim hakkının iptali ve siyasal partilerin seçimi kontrol hakkı 1874’te, medeni nikah ve seçim hakları yasası 1884’te çıkmıştır.[4] Devletin gelişmesiyle birlikte orta sınıfın genişlemesi ve siyasal arenada görünmesi söz konusu olmaya başlamıştır.
        Pasifik Savaşı’nın İngiliz galipleri Şili’de Güherçile Kralı olmuştu. Bağımsız kapitalizm ve burjuvazi kol kolayken ulusal çıkarları korumak zordu. Ancak bu dönemde işçi hareketleri de belirmeye başlamıştı.
        20. yüzyıla gelindiğinde 1930’larda Şili’de sanayileşme süreci gerçekleşiyordu. Tekstil, kimya ve besin sanayii devlet desteği ile kurulmuştu. Bununla birlikte sanayi proletaryası gelişti ve orta sınıf genişledi. Parlamentodaki oyları da aynı oranda arttı. Bu sosyal hareketin baskısıyla bu dönemde sosyal içerikli birtakım yasalar çıkarılabildi. 1973’e kadar da bu kazanımlar geliştirildi fakat askeri darbeden sonra hepsi rafa kalktı. Bu sırada sınıfsal ilişkilerin boyutu yeni bir biçim aldı ve “uzlaşmacı” bir burjuva sınıfı ortaya çıktı.
Şili Sosyalizm Yolu
        4 Eylül 1970’te Salvador Allende, Sol Koalisyon yani Unidad Popular tarafından başkanlığa seçildi. Birleşik halk cephesi, sosyalist parti, komünist partisi ve radikal partiden oluşuyordu. Unidad Popular emperyalizme karşı, tekellere ve oligarşilere, sosyal adaletsizliklere karşı bir program izliyordu. Yeni bir yol deniyordu, demokratik sosyalizm.[5] Allende’nin deyimi ile “Vino Tinto  ve Empenada[6]  tadında bir sosyalizm”. Allende’nin ifadesi ile popülizm ile sosyalist hareket arasında bu stratejik ortaklığın ötesinde daha köklü bir eklemlenme ve özdeşleşme hiçbir zaman olmamıştır.

        4 Nisan 1971’de belediye seçimleri yapıldı. UP oylardan % 49.75’ini almakla açık bir zafer kazanıyordu. 11 Temmuz 1971’de en büyük bakır işletmeleri millileştirildi. Bunun yanında en büyük metal işletmeleri, çeşitli bankalar ve tekstil fabrikaları da devletleştirildi. Bu tarihte ulusal gelirin % 58.6’sı ücretlerden meydana geliyordu.[7]
UP’ye Muhalefet:
        Enflasyon oranının artışı ve orta tabakaların hoşnutsuzluğu hükümetin pozisyonunu sarstı. Buna koalisyon uzlaşmazlıkları ve muhalefetin saldırgan eylemleri de eklendi. ABD’nin Şili’ye yönelik ekonomik engellemeleri, kredi kesintileri, makine ve yedek parça sevkıyatını durdurması, sanayi, tarım ve ulaştırma sektörüne yönelik baltalayıcı girişimleri de olayın başka bir yüzüydü.
        Muhalafet eylemlerinin tırmanması 11 Eylül 1973’te askeri darbesi ile son buldu. Salvador Allende düşürüldü. ABD zaten Allende başa geçtiğinden beri darbe koşulları için elinden geleni yapmıştı. Henry Kissinger “Beyaz Saray 1968-73” adlı anılar kitabında bunu açıkça teslim etmiştir.[8] “Artık karar vermiştik, Şili’deki elçimiz Korry’yi askeri bir darbenin olanak ve olasılıklarını araştırmakla görevlendirecektik. Ayrıca Allende’ye karşı etkili bir muhalefet olışturursak bunun lehte ve aleyhte noktaları ne olurdu, bunu da araştıracaktı.” Nixon bu iş için 10 milyon dolar ayırmıştı, ne de olsa Şili’de kurulacak olan sol hükümet ABD’nin ulusal güvenliği için tehlike arz etmekteydi.
        Bunun yanı sıra hükümet karşıtlığı burjuva kesiminde de vardı. Ve hatta radikal sol kesim Allende’yi burjuva güçlere fazla demokratik davrandığı gerekçesiyle suçlamaktaydı. Yiyecek maddelerinin dağıtımı boykot ediliyor, kara borsa yaratılıyor ve bunun sorumlusu hükümet olarak gösteriliyordu. Silahlı kuvvetleri kışkırtıyorlar, kaos resmi çiziyor ve ülke güvenliği elden gidiyor diyorlardı. Sağ görüşlü politikacılar da sürekli askerlerle iletişim halindeydi. Sonunda 11 Eylül 1973 günü Moneda Sarayı bombalandı ve Allende öldü.
Pinochet’in Askeri Diktatoryası:
        Bundan sonra askeri diktatorya altında Şili, Chicago Okulu’nun neoliberal muhafazakar görüşlerinin sahası haline geldi.[9] Herşey özelleştirildi, herşey piyasaya teslim edildi. Devlet piyasa ekonomisinin işleyişini kolaylaştıran, güvenlik organlarıyla onun serbestliğini sağlayan bir aygıt haline geldi. Ancak diktatoryanın sonucu olarak Şili ekonomik sorunlarla başbaşa kaldı. İhracatını bakır, molibden, selüloz, balık unu ve meyve oluştururken[10], ithalatın kapıları da ardına kadar açıldı. Bunun sonucunda işsizlik arttı. Dış borçlar 20 milyar dolar düzeyindeydi. IMF ile görüşmeler sıklaşmıştı. Zenginlik merkezileşmişti. En büyük beş holding en önemli 250 sanayi işletmesinde sermayenin üçte ikisini kontrol ediyor, ayrıca dış kredilerin %70’ini de onlar alıyordu. Dünya bakır rezervinin üçte biri olan Şili bakır rezervleri iki yabancı holding olan Anaconda ve Exxon’a satıldı. 1982 Şili ekonomisinin iflas yılıdır.

Askeri Rejimin Sonu:
        Bu kötü ortamda siyasi muhalefet, bütünlüklü bir yapı arz etmiyordu. Sağ, sol ve merkezden oluşan partiler, yasadışı ilan edilen devrimci yapılar ve sendikalar muhalif gruplardı. Pinochet diktatörlüğüne karşı eylemlilikler, MIR[11]’ın liderlerinin gizlice Şili’ye dönmeleriyle 1978’den sonra yoğunlaşmaya başladı. Bunun yanı sıra MAPU (birleşik halkçı eylem için hareket, 1969), FPMR (Manuel Rodriguez Yurtsever Cephesi-1983) gibi direniş örgütleri mevcuttu ancak çok fazla etkili olamadılar.[12] Ekonomik nedenlerle ilgili olan ilk büyük çaplı eylem 11 Mayıs 1983’te bakır işçilerinin başlattıkları genel grevle başladı. Temmuz 1983’te bakır işçilerini bastırma görevi orduya verildi. Bu direnişler ve muhalif sesler bir yandan olurken siyasi anlamda bunun göstergeleri de su yüzüne çıktı. Muhalifler sağ ve sol olmak üzere iki siyasi kanatta toplandı. Sağda Demokratik Birlik (AD) vardı. Solda ise Demokratik Halkçı Hareket (MDP) vardı. Bu sırada İçişleri Bakanı Sergio Onofre Jarpa demokrasiye geçiş sürecini hızlandıracağını söyleyedursun baskı da giderek artıyordu. İçindeki değişik görüşlere rağmen muhalafet toplu olarak anayasacı bir halk meclisi için mücadele veriyordu. Bunlara karşılık olarak Pinochet, komünizmle mücadelesini sürdürüyordu ve tüm ülkeyi işgal edip vatanın bütünlüğünü vurguluyor, her Şilili batılı değerlerin savunusunda bir neferdir diyordu.[13]
        Pinochet 1988’e kadar Şili’yi demir yumrukla yönetti. Devlet başkanlığını uzatmak için yaptırdığı plebisitte[14] halk Pinochet’i reddetti. Darbeden 16 yıl sonra Şili’de ilk seçimler yapıldı ve Hristiyan Demokrat Parti lideri Patricio Aylwin seçildi. Pinochet 1990’da görevinden ayrılsa da 1998’e değin genelkurmay olarak göevini sürdürdü. Zaten bu arada Berlin Duvarı yıkılıp Soğuk Savaş sona ermişti ve Pinochet tarihteki misyonunu tamamlamıştı.




[1] Ankara Üniversitesi, Latin Amerika Çalışmaları, Yükseklisans Öğrencisi.
[2] Ertuğrul Kürkçü v.d, Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi, İletişim Yayınları, 1988, İstanbul, s. 1465.
[3] Latin Amerika politikasında doğal kaynakların yeri için bknz.
 Eduardo Galeano, Latin Amerika’nın Kesik Damarları, Çeviren: Atilla Tokatlı- Roza Hakmen, Çitlembik Yayınları, İstanbul, Nisan 2010
[4] Ragıp Zarakolu (der.), Latin Amerika’da Militarizm, Devlet ve Demokrasi Dosyası, Alan Yayıncılık, Aralık 1985, s. 245
[5] Aziz Çelik, “Allende’yi Hatırlamak, 11 Eylül ve 12 Eylül”, T24 Bağımsız İnternet Gazetesi, 12.09.12.
[6] Vino Tinto meşhur Şili şarabı ve Empenada da meşhur Şili böreğidir.
[7] Ragıp Zarakolu (der.), a.g.e., s. 249.
[8] Detaylı bilgi için bknz. “Şili Darbesi’nde Kissinger Parmağı”, BBCTurkish.com, 11.09.08.
http://www.bbc.co.uk/turkish/news/story/2008/09/080911_chile_kissinger.shtml
[9] Sibel Özbudun, Latin Amerika’da İsyanın Tarihi, Ütopya Yayınevi, Ankara, 2008, s. 413.
[10] Azgelişmişliğin bir göstergesi olarak, gelişmiş ülkeler gibi işlenmiş sanayi malı değil de hammadde ihraç ediyordu.
[11] MIR (Movimiento de Izquierda Revolucionaria veya Devrimci Sol Hareketi) 1960lı yılların ortalarında kuruldu. Şilili isyancı grup.1970'lerde, Başkan Salvador Allende'nin devrilmesinden sonra, aktif diktatör Augusto Pinochet önderliğindeki dönemde, Şili hükümetini devirmeye teşebbüs etmiştir. 
Ayrıntılı bilgi için bknz. latinamericanhistory.about.com/od/.../a/09ChileMIR.htm
[12] Latin Amerika’daki Marksist örgütlenmeler konusunda ayrıntılı bilgi için bknz. Michael Löwy, Latin Amerika Marksizmi, Çev. İrfan Cüre, Belge Yayınları, 1.Baskı, Mayıs 1998, İstanbul.
[13] Ragıp Zarakolu, a.g.e., s. 259.
[14] Plebisit (İng, Fr: plebiscite), herhangi bir siyasi konuda karar almak üzere halkoyuna başvurulması demektir. Genel kullanımda referandum ile eş anlamlıdır. Ancak tarihi literatürde plebisit sözcüğü, özellikle I. Dünya Savaşı ertesinde bazı bölge ve ülkelerin kaderini belirlemek için yapılan halk oylamalarını ifade eder.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder