12 Ocak 2013 Cumartesi

Brezilya: Kültür ve Mutfak (1. Bölüm)


BREZİLYA MUTFAK KÜLTÜRÜ
Gözde Özer[1]
GİRİŞ:
            Bu çalışmanın konusu Amerika kıtasının güneyinde, Latin Amerika diye anılan bölgede bulunan Brezilya’nın mutfak kültürüdür. Brezilya mutfağı, bölgenin tarihi ve halkının kültürel çeşitliliği yanında coğrafi ve iklimsel koşullardan da etkilenerek oluşturulmuştur. Bu bakımdan coğrafi ve iklimsel koşullardan da bahsedilecektir.
            Çalışmanın amacı, Brezilya mutfak kültürünü tarihsel, kültürel, coğrafi ve iklimsel koşullara dayanarak açıklamak ve Brezilya mutfağına, yeme içme alışkanlıklarına dair bir betimleme yapmaktır. Bunu yaparken geçmişten günümüze ülke mutfağındaki değişiklik ve yeniliklere de yer verilmiştir.
BİRİNCİ BÖLÜM
BREZİLYA:
I.                   Genel Bilgiler,
II.                Tarih,
III.             Coğrafya,
IV.             Kültür

GENEL BİLGİLER[2]
Resmi Adı : Brezilya Federal Cumhuriyeti  
Konumu : Güney Amerika
Sınır Komşuları : Argentina 1,261 km, Bolivia 3,423 km, Colombia 1,644 km, French Guiana 730 km, Guyana 1,606 km, Paraguay 1,365 km, Peru 2,995 km, Suriname 593 km, Uruguay 1,068 km, Venezuela 2,200 km                       
Yüzölçümü    : 8,514,877 km (dünya sıralaması:5)
Başkenti  : Brasília
En Büyük şehir : São Paulo
Yönetim şekli : Federal Cumhuriyet
Başkan  : Luiz Inácio Lula da Silva
Başkan Yardımcısı : José Alencar Gomes da Silva
Bağımsızlık  : 7 Eylül 1822 (Portekiz'den)
Cumhuriyet : 15 Kasım 1889  Federal Cumhuriyet (26 eyalet) ve 1 Federal Bölge
Anayasa : 5 Ekim 1988
Slogan : Ordem e Progresso “Düzen ve İlerlemek"
Ulusal marş : Himno Nacional Brasileiro
Nüfus    : 198,739,269- Tem. 2009 (dünya sıralaması:5)
Resmi Dil : Portekizce
Din : Halkın büyük bir çoğunluğu Roma Katolik Kilisesine bağlıdır.  %73,6’sı Katolik, %15,4’ü Protestan, %1,3’ü Ruhsalcı, %0,3’ü Bantu/voodoo, %1,8 Müslüman ve Musevidir.
İklim: Topraklarının %93’ü tropikal bir bölge olan Güney Yarımküre’de bulunan Brezilya’da iklim bölgelere göre çeşitlilik göstermektedir. Ekvatoral, tropikal, yarı kurak, dağlık tropikal ve astropikal olmak üzere beş iklim bölgesi vardır. En sıcak ay Aralık (23-30 C), en soğuk ay Haziran (15-22 C)’dır.
Para birimi : Real –BRL (1BRL=0,86TL)
Saat dilimi  : (UTC-2 ile -5 arası (resmî olarak-3))
İnternet alan adı : br
Telefon kodu :  +55

TARİHTEN NOTLAR:
-Koloni Öncesi Dönem
-Koloni Dönemi
-Bağımsızlık
-İmparatorluk
-Cumhuriyet
-Savaş Sonrası Dönem
-Demokrasi Dönemi

Pedro Alvares Cabral ve ekibi 22 Nisan’da Bahia’nın güney kıyılarına geldiler. Ve Brezilya’yı keşfettiler. Aynı gün bir çıkartma yaptılar ve 26 Nisan’da buldukları bu topraklarda ilk ayinlerini gerçekleştirdiler. Bugüne kadar bu konuya ilişkin yeterli kaynaklara ulaşılamadığı için keşfin tesadüfi gerçekleştiği sanılmaktadır. Fakat Portekiz Tardesillas anlaşması ile garanti altına almış olduğu Kolombiya’dan Amerika’ya kadarki batı topraklarının varlığından haberdardı. Denizcileri de  Güney Atlatik’te nerelerde akıntı oluyor çok iyi biliyorlardı. Bu sayede Cabral’ın gelişiyle ülke toprakları resmen yeni sahiplerin eline geçmiştir.[3]

(1530-1549):
Cabral’in seyahati diğer Portekiz seferlerinin hemen ardından gerçekleştirildi. Karşılaştıkları en büyük zenginlik daha sonra ülkeya adı verilecek olan kırmızı ve mor boya elde edilen ağaç el Pau-Brasil’dir.1530’larda işgal yerleşik hale gelmeye başlar ve Portekiz kalıcı yerleşimler  kurmak amacıyla hayvan ve bitki örnekleriyle ilk kolonilerini gönderir. Kuzeydoğudaki küçük yerleşimler birleştirilmiş; 1532’de São Vicente, 1549’da ise Salvador şehri kurulmuştur.
Böylece bu topraklarda yerli kabilelerin yerleşimi zamanla azalır ve bir yönetim sistemine ihtiyaç duyulur.  İlk adım olarak Portekiz Krallığı o dönemde ülkesindeki en önemli kaptanları bu bölgenin savunmasında ve geliştirilmesi için görevlendirildi. Ve Brezilya bugün olduğu gibi bölgecilik esasına dayalı bir yönetimle idare edilmeye başlandı.


Koloni Dönemi 
Brezilya’nın nemli ve verimli kıyıları şeker pancarı üretimi için son derece uygundu bu yüzden Portekiz’den Doğu’ya ya da Afrika’nın batısına yolculuk eden gemilerin duraklama limanı haline gelmişti. Şeker pancarı ve yetiştirme tekniği Brezilya’ya Madera Adası’ndan gelmiştir; çok kısa sürede şeker üretiminde çalışmak üzere Afrikalı kölelerin getirtilmesiyle hareketli bir ticaret gelişmeye başlar. Bu gelişmeyle birlikte artan talep üzerine Avrupa pazarlarına şeker ihracatı gerçekleştirilir. 
İspanya ve Portekiz Krallıkları (1580-1640)
Brezilya’nın ekonomisindeki hızlı gelişim Avrupa’da yaşanan olaylara bağlı olarak duraksamaya başlar. Portekiz Kralı Sebastián 1578’de ölünce İspanya’nın kralı II.Felipe Lisbon Hanedanlığının ele geçirir ve 1580’den 1640’a kadar İber Yarımadası’ndaki bu iki krallık İspanyol Krallarının yönetimine girer. Bu süre içinde Güney Amerika İspanya’nın etkisi altında kalır. 
Henüz sınırlar çizilmemişken, Brezilyalılar kadar Portekizliler de içten içe İspanyol kolonisinin bir parçası haline gelirler. Bu keşfin başlangıç noktası São Vicente Kaptanlığı olmuştur. São Paulo üssünden kıyılardan iç kesimlere doğru sınırlar çizilmeye başlanır. Yerli köleler aramaya çıktıkları seferlerde kırsal kesimlere doğru ilerlerler. Sonuç olarak ülkenin iç kısımlarına yayılmış Cizvit misyonerlerinin etkileri altına almış olduğu yerlileri de beraberinde getirdiler. Böylece ülkenin sınırlarını genişletmiş oldular.

Kahve      
Brezilya’nın şeker pancarı ya da altın madenleri kadar önemli başka bir zenginlik de kahvesi  olmuştur. Madenlerin  Pernambuco ve Bahía’dan Minas Gerais’e kadar göçmen yerleşimlerini  getirmesi gibi kahve de güneye doğru hala en kalabalık şehirlerin bulunduğu topraklara göçü  arttırmıştır.
Brezilya’ya kahve ilk defa 18. yüzyılda Fransız Guyanası’ndan gelmiştir. Kahvenin ilk ekimi Río de Janeiro’da kölelerin el emeği ile yapılmıştır. 19.yüzyılın sonlarında São Paulo eyaletinde köleliğin kaldırılması ve Avrupa’dan gelen göç ile kahve üretimi güneyden iklim ve yükseklik açısından en uygun bölgelere doğru kaydırıldı. Böylece Brezilya dünyanın en büyük kahve üreticisi haline geldi.
18. yüzyılın ikinci yarısında koloni hükümetinin merkezi Salvador’dan Río de Janeiro’ya taşındı.



COĞRAFYADAN NOTLAR:
Brezilya kuzeyinden güneyine 4.320 km’lik, doğusundan batısına 4.320 km’lik kapladığı alan bakımından dünyanın en büyük beşinci ülkesi konumundadır. On Latin Amerika ülkesine sınır komşsusu olan Brezilya Atlantik Okyanusu ile çevrilmiş sahilleri, amozon ovaları, düz ve  engebeli arazileriyle geniş bir coğrafi çeşitlilik sunmaktadır.
Güney Amerika’nın yarısını işgal eden  Brezilya, Atlantik Okyanusu’nda Archipiélago de San Pedro y San Pablo, Fernando de Noronha, Trindade ve Martim Vaz y Atol das Rocas gibi irili ufaklı pek çok adaya sahiptir. Kıtanın coğrafik özelliklerine bakıldığında dağları, ormanları tropikal ve subtropikal iklimi ile büyük bir çeşitlilik gösterir. Kuzeydoğusunda karasal iklim hakimken güneye inildikçe ekvatoral ve tropik daha aşağıda ise ılıman subtropikal iklimin hakimiyeti görülür. Brezilya’da coğrafik açıdan önemli derecelere sahip bazı yerler vardır; UNESCO tarafından en iyi oksijene sahip Pantanal; dünyanın en büyük ırmak adası Bananal gibi, ayrıca dünyadaki en  fazla tatlı su rezervelerinin sahibidir.


EKONOMİDEN NOTLAR:
Koloni dönemi boyunca Brezilya ekonomisine yön veren başlıca ürün şekerdi daha sonra ise  kahve ile ülke ekonomisinde yeni bir dönem başlar. Bu süreç  São Paulo eyaletini ülkenin en  zengin bölgesi haline getirmiştir.
            Dünya Bankası’na göre bugün Brezilya dünyanın sekizinci, Amerika’nın ikinci, Latin  Amerika’nın  ise en büyük ekonomisine sahiptir. Sanayi, tarım ve ihracat gibi sektörleriyle  Amerika’nın lideri konumuna gelen Brezilya büyüme potansiyeli yüksek ülkeler adı verilen  BRICs (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin) grubuna dahildir. 2008 yılında 189 milyonluk  Brezilya’da kişi başına düşen gelir 12.007 dolara yükseldi. Brezilya 219.336 milyon dolarlık ihracatı ile dünyanın ekonomisi en büyük  ilk yirmi ülkesi arasına girmektedir. En büyük ortakları ise Avrupa Birliği, Mercosur, ABD ve Çin’dir. Brezilya uranyum, gümüş, fosfor, nikel, magnezyum, demir, altın ve elmas gibi madenler açısından son derece zengindir. Ayrıca tükettiği petrolün %80’ini  kendisi üretmektedir. Brezilya ekonomisine ilişkin sektörel karşılaştırmalar aşağıdaki gibidir:
Tarım : dünyanın en büyük kahve üreticisidir
Hayvancılık : dünyanın ilk sığır sürüsüne sahiptir
Madencilik : çok çeşitli değerli maden yataklarına sahiptir
Sanayi : uçak, otomobil, bilgisayar gibi ürünlerin hammadde üreticisidir.
NÜFUS YAPISINA DAİR NOTLAR:
Brezilya nüfusu üç etnik kökenden oluşmaktadır: beyazlar, Avrupa’dan gelenler, Afrikalı ve yerli siyahlar. Bugün Brezilya bütün köken, inanç ve kültürleriyle 198.739.269’luk nüfusu ile dünyanın en büyük beşinci ülkesi durumundadır. (Temmuz 2009)
Brezilya’nın konumlanmış olduğu topraklara yıllarca ilkel kabileler yaşamış, sömürgecilikle birlikte  yerli halk İspanyollar ve Fransızlarla ilişki içine girmiştir. Daha sonraki yıllarda ise maden ocaklarında ve şeker tarlalarında köle olarak çalıştırılmak üzere Afrikalı siyahlar getirilmiştir. Bugün hala ülkenin farklı bölgelerinde sömürgenin izlerine rastlamak mümkündür. Siyah nüfusun %75’lik çoğunluğu kuzey ve kuzeydoğu bölgelerinde bulunmaktadır. Güney ve güneydoğuda ise Alman, İtalyan, Japon, Ukrayna kökenli gruplar vardır. Etnik çeşitlilik Brezilya’nın kültürüne tamamen yansımış, bununla birlikte  göçmenlerin beraberlerinde getirdikleri gelenekler de korunmaya devam etmiştir. Ve bu kültürel etkileşim tüm dünyada ulusal kültürü olarak bilinen samba, karnaval gibi önemli öğeleri bir araya getirmiştir. Koloni dönemi ile başlayan etnik çeşitlilik Brezilyalıları farklı kültürlere karşı daha toleranslı yeni olan her şeye daha kolay adapte olmasını sağlamıştır.
KÜLTÜRE DAİR NOTLAR:
Brezilya çok farklı coğrafyalardan aldığı göçler ve gelen bu göçmenlerle zaman içerisindeki etkileşim sonucunda tam anlamıyla çok kültürlü bir yapıya sahiptir. Rio de Janeiro dünyanın ve ülkesinin hızla büyüyen bir kültür merkezidir. Brezilya’nın en büyük kütüphanesi olan milli kütüphane ve Brezilya Dil Akademisi bu şehirdedir. Ayrıca dünyaca ünlü Rio Karnavalı ve dans okullarının defileleri de burada yapılmaktadır. Güzel Sanatlar Müzesi, Modern Sanatlar Müzesi, Yerli Müzesi, Futbol Müzesi ve dünyanın en büyük üçüncü stadı Maracaná da burada bulunmaktadır. Niterói’nin bu şehirdeki Çağdaş Sanatlar Müzesi de son derece ilgi çekicidir. Neredeyse iki dakikada bir etkinliğin yapıldığı São Paulo şehri Güney Amerika’nın en büyük kültür merkezidir ayrıca kıtanın en iyi restoranlarının da bu şehirde bulunduğu kaydedilmektedir.
Brezilya mimarisi koloni dönemindeki Aleijadinho (Antonio Francisco Lisboa)’dan 20.yüzyılda Oscar Niemeyer’e kadar mimarlarıyla ünlüdür.
Brezilya mutfağı dünya mutfakları arasında en en fazla çeşitliliğe sahip olanlardan biridir. Tipik yemekleri; Tacacá no tucupi, Munguzá, Papilla de plátano verde, rallado y hervido en leche, feijoada, nécoras o cangrejos, pescados de agua dulce de la Amazonia, el pirarucu o el peixe boi (pez buey) y el pato no tucupi. Fakat Brezilya mutfağı deyince akla ilk gelen Feijoada özellikle São Paulo eyaletinde yapılmaktadır. Pernambuco ise Brezilya halk kültürünün en çok açığa çıkıp çeşitlilik gösterdiği eyalettir. Kölelerin çıkardığı ve daha sonra ülkenin güneydoğusuna gelen Samba, Frevo, Cabloquinho gibi dansların çıkış noktasıdır.
Brezilya’nın popüler müziği tüm dünyada bilindiği üzere samba, bossa-nova, choro, axé, lambada, forro ve sertanejadır. Ancak son yıllarda tüm dünyaya yayılan Hip-Hop ve Rock müzik tarzı Brezilya’da da çok yaygındır. Brezilyayı Uluslar arası müzik piyasasında temsil eden Aquarela do Brasil’in Sambası ya da Antonio Carlos Jobim’in Bossa-Novasıdır.
Brezilya edebiyatı Gilberto Freyre, Machado de Assis, Jorge Amado gibi klasikleriyle dünyaya açılırken bugün Simyacı ile çıkış yapan Paulo Coelho psikolojik romanlarıyla dünyanın en çok okunan yazarları arasındadır.
Capoeira Brezilya’nın kültürel ifade biçimlerinden biridir. Çok yönlü bir sanat olan Capoeira savaşın ve sanatın, müziğin ve sözün, bedenin ve ruhun birleşimidir. Capoeira sevincin ve geleneksel ruhun şiddetin içine saklandığı, Brezilyalıların dişlerini göstererek savaşma sanatı” diye tanımladığı bir danstır.
Brezilya aralarında FIFA tarafından futbol tarihinin en iyi futbolcusu seçilen Pelé’nin, FIFA tarafından defalarca ödüllendirilen Ronaldo ve Rivaldo’nun da bulunduğu oyuncuların anavatanlarıdır. Brezilya’da futbol oldukç bölgeslelleşmiş ancak uluslararası sahalarda üç dört  takımdan söz etmek mümkündür. Tarihinde ise futbolun devleri şeklinde tanımlanabilecek 12
takıma sahiptir. Bunlar São Paulo, Corinthians, Palmeiras, Santos FC, Flamengo, Vasco da Gama, Fluminense, Botafogo, Cruzeiro, Atlético Mineiro, Grêmio, Internacional.


[1] Ankara Üniversitesi Latin Amerika Çalışmaları, yükseklisans öğrencisi.
[2] https://www.cia.gov/library/publications/the-world-factbook/geos/br.html
[3] http://latinamerika.ankara.edu.tr/ulkeraporlari/Brezilya.pdf

4 Ocak 2013 Cuma

FİL UÇUŞU: Emma Peel: "Düşlemek"

FİL UÇUŞU: Emma Peel: "Düşlemek": Karşıdaki Adam: Düşüncelisin... Emma Peel: Belki. Karşıdaki Adam: Belki mi? Sesin bile titriyor. Emma Peel: Bir yıl daha biti...

FİL UÇUŞU: 2012'nin son yazısı: "Hadi bana eyvallah!"

FİL UÇUŞU: 2012'nin son yazısı: "Hadi bana eyvallah!": Yılı bitiren yazılara inanmam. Yıl sonu değerlendirmeleri zorlama gelir. İki liste arasında kaldım mı cereyan yapar, sırtım başım tutul...

1 Ocak 2013 Salı

birileri bencil !


Birileri Bencil
İnsanlar hep birileri beni dinlesin istiyor.
Birileri beni dinlesin. Birileri boş zamanlarımda benim sıkıntımı alsın.”Ben de boştum zaten.” desin.
Birilerine kendimi övüp egomu tatmin edeyim. “Harikasın.” desin.
Birilerine işlediğim bir suç ya da hatalı bir davranışımı anlatayım, günah çıkarayım. Mümkünse karşımdaki kişi beni bir küçük şeyden de olsa haklı bulsun ki papaz efendiymiş gibi onu bağrıma basıp vicdanımı rahatlatayım. “İyi bile yapmışsın vallaa!” desin.
Ben hiçbirşey vermeyeyim, hep alayım. “Düşünmen yeter.” desin.
Birileri ben sosyalleşeyim diye yanımda olsun. “Sinerji yaratıyorsun ortamda.”desin.
Birileri yalnızlığıma ortak olsun diye değil de yalnız olmayayım diye yanımda olsun. “İyiki varsın.” desin.
Bencil, ruhsuz varlıklar… Sevmiyorum sizi.

31 Aralık 2012 Pazartesi

ÇAMURLU SU, YOLLAR, RİZİKO


ÇAMURLU SU, YOLLAR, RİZİKO
                Kahverengi, ama kahve değil adı, çamurlu su! Camı açtığımda aldığım toprak ve çimen kokusu, içtiğim kahveyi çamurlu su rüyasına büründürdü. Güzel kokuyor… Yağmur ağaçları asfaltları ve kuşları yıkarken bir de bu kokuyu bırakır ardında, söyleyemediği bir söz vardır.
“Beni unutma, çünkü yine geleceğim.. Kokumu bırakıyorum, mahçup etmeyeyim diye bir şey demiyorum sana.”
Düşüncelere dalıyor, dalıyor, dalıyorum…
                Geçer mi günlerce evden hiç çıkmadan, beynine oksijen gitmeden, solumadan onlarca kilometrelik yolun asfalt yorgunluğunu… Ne garip hayatımızda yollar ne kadar çok yer kaplıyor. Bir yerlere gitmek bazen yeni başlangıçlar, bazen ayrılıklar, bazen bir kaçış oluyor. Orada, oracıkta duran hayatımızda içimizi kaşarlandırmış bir şey var. Öylesine bir kaşarlanma ki bu, artık ne olursa olsun heyecanlanamıyoruz, sevinemiyor, memnuniyet duyamıyoruz. Alışkanlıklar, gündelik düşünceler, meşgaleler, merhaleler...
                Bazen de ne kadar uzaklara kaçarsan kaç hep olduğun yerde debelenmektesin, seni hareket ettirmeyen karabasan rüyalarından birini görmektesin. Hesaplar kitaplar yaptın, duygusal yatırım yaptın yahu kolay mı! Herşey tuzla buz oldu. Ama ben sana bir tavsiyede bulunayım, rizikonun en yüksek olduğu kumar duygularla oynanır. Zaten sen en başından beri o kumarbazların duyduğu garip bağımlılığın esiriydin, kazanan sen olacaktın! Hep kazanacaklarını düşünürler nedense, ama öyle düşünmeseler de tutkuyla bağlı olmazlar ki oyunlarına… Tutku olmadan da oyun oynamanın hiçbir anlamı kalmaz. Yaşamımızda bizi mutlu ve mutsuz eden çoğu şey bu ironiyi içinde taşır. Bazen en doğru hesapları da yapsanız, tutkunuzu doruklara da taşısanız dışsal bir nedenden ötürü de kaybedebilirsiniz. Çünkü baştan yalnızlığı kabul etmediniz, toplumsalsınız ve takım arkadaşınız/arkadaşlarınız bu oyuna sizin kadar tutkuyla sarılmamış olabilir ve siz bunu hesaba katmamış olabilirsiniz.
Risk almazsak, ne mutlu oluruz, ne de mutsuz… İkisinin ortası diye bir şey kabul etmiyorum. Bir oyunda ya kaybeder ya da kazanırsınız…
                Tat tuz biberlensin ister, bir tılsımbaz gelsin de içimizi okusun isteriz, o dakka alnından öperekten onu, hadi al da beni başka biriymişim gibi hissedebileceğim bir yerlere ışınla demek ? Ah ne güzel olurdu… Bazen duvarda asılı duran manzara resmine dalıp gidiyorum. İçinde bir yerlere yerleşiyorum. Orada olmak istediğim kişiyim. Daha uzun, daha zayıf, daha güzel, daha daha… Tamam burası komik oldu ama böyle işte, madem hayal kuruyorum, kendimi de istediğim hale getirebilirim. Hep niye daha daha diye debelenip dururuz onu da bilmem. Oysa ben aslında biraz da bende olmayan şeylerden oluşuyorum.
                Kahvem de bitti, yazım da bu kadar…

23 Aralık 2012 Pazar

casus belli



Casus belli[i]
Fi tarihinde, şu veya bu zamanda, dünde veya yarında bir savaşçıyım, ama şimdi değil. Bir amaç uğruna yaşamak nedir bilir misiniz? Bir görev, bir mesele, bir oyununuz olur. Suje işe böyle bakar. Suje oyununa, meselesine içkindir, bu yüzden seyirci gibi değildir. Suje mi seyirci mi hakikati olduğu gibi algılar onu bilemiyorum. Bu oyunun sujesi olarak ben, bir ademoğlu olarak matematik mantıktan uzakta bir yerlerdeyim şimdi..
Yine de bilmiyorum bu hakikate akıl erer mi, akıl ne zamana kadar ve hangi koşullarda yanımdadır? Biliyorum ki aklımda olan her zaman gönlümdedir, fakat gönlümde olan her zaman aklımda olmuyor.
Ya seyirci?
Seyirci bir balçık havuzunda dibe batmamak için çırpınan birini görüyor olabilir. Seyirci ışıklı yollarda aheste aheste yürüdüğümü de görebilir. Hayır, benim gerçeğimde ben kıyasıya bir savaş içindeyim ve bu savaştan başka  dünyada ilgimi çeken hiçbirşey yok. Benim gerçeğimde balçık havuzu da ışıklı yol da yok.
Seyircinin görüşü hakikati değiştirir mi?
Hakikatinizde başkalarına ne kadar yaslandığınız bunu belirler. Amazon ormanlarının metrelerce uzunluğundaki ulu ağaçları gibi yücelttiğiniz dışsalllıklar, o ve onlar olmadan yaşayamayacağınız şeyler… Bu ağaç gün gelip siz olmadan da yaşayabilir hale gelirse? Ya siz, “siz olmadan” yaşamaya başlarsanız? Özgürlüğünüzü kendi ellerinizle teslim ettiğiniz bu dışsallıklar, gün geliyor içinizdeki savaşçıyı öldürüyor. Unutuyorsunuz ne uğruna savaştığınızı, unutuyorsunuz bir hakikatin içinde olduğunuzu, gündelik hallere kendinizi kaptırmış giderken…


[i] Latince. Savaş sebebi anlamına gelir.

21 Aralık 2012 Cuma

ESKİ KAR



Geriye dönüşlerim var.. 
Çocukluğum, kırmızı kabanım, babanemin ördüğü yumuşak atkım, otuz numara ayakkabılarım, tombul yanaklarım ve ben, ayağım her batıp çıkışında “gırç”layan kar yığınlarının ortasında yürüyorum. Bizim buralarda kömür sobası yaygın, bu yüzden havada kesif bir is kokusu var. Aklımda yine her zamanki gibi çoğul düşünceler yığını var, fakat bu düşünceler şimdiki gibi paslı kirli değil, o derece berrak ki her birini pencereden bana baksan görürsün, o derece… Diyorum ki bayram olcak üç gün sonra, bugün Perşembe olduğu için annem pazardan kestane almıştır, ne güzel… Merdivenlerden yukarı çıkarken kendimi nedense büyük gibi hissedip Sevgi Teyze’ye “yakşamlar” diyorum. Düşünüyorum sonra, ne demek bu “yakşamlar” acaba? Şimdi eve gidip zile basıyorum, şaka yapmak için deliğe elimi koyuyorum beni görmesinler diye…
-“Kim oo?”,
-“Beaaniim!”
Annem o zamanlar o kadar kocaman ki, sarılınca gömülüyorum anne anne kokuyor, ohh mis! Televizyonda acayip acayip gençlik dizileri var, kızlar oğlanlar serbest kıyafetle okula gidiyorlar, çalgı çalıp şarkı söylüyorlar, aşık oluyorlar filan, ben gizlice onları izliyorum…
-“Anneee babam işten gelmedi miii?”
-“Şimdi gelir koş aç kapıyı.”
Açtım kapıyı, gelmedi babam. Bekledim bekledim kapıda, annem üşürsün kapat dedi kapattım. İçeri girdim televizyon izlemeye başladım, unuttum babamın gelmediğini, sonra birden aklıma geldi. Balkona çıktım, yola doğru baktım bembeyaz her yer, babam yok… Korktum ağlamaya başladım. Yine aklımda binlerce şey… Ya babam öldüyse onun için gelmiyorsa, ya babama bir şey olduysa? Annemin bir şey olmamış gibi evde dolanıp durmasına resmen sinir oluyorum.
 -“Anne babam niye gelmedi?”
-“Gelir şimdi, işi çıkmıştır.”
Sonra babam geldi, dünyalar benim oldu! O kadar mutluydum ki o an… Birkaç saat içinde merak, heyecan, korku, sevinç… Hepsini en yoğun şekilde yaşadığım o günleri anımsıyorum, çocukluğumun saçlarını okşuyorum penceremden yağan kara bakarken… Keşke yine herşey öyle olsa… Koşulların daha zor, ama yaşamanın daha kolay olduğu günlerdi o günler, yaşamak gibi yaşamaktı… Çok küçüktüm, komik kuruntularla babamı özleyip ağlayacak kadar da saftım ama hatırlıyorum bunu, yaşar gibi yaşadığımızı…